ARKADAŞLARIMA SİZ DE KATILIN

22 Nisan 2014 Salı

YAŞLARA GÖRE OJE SEÇİMİ

20’li ve 30’lu yaşlarKadınların birçok tecrübe edindiği ve kendilerini ispatlama çabası içinde olduğu bu yaşlarda tırnaklarınızı orta uzunlukta tutmalı ve hafif yuvarlak bir şekil vermeniz çok daha hoş bir görünüm yaratmanızı sağlayacaktır. Mutlaka ojenizi sürmeden önce bir kat koruyucu sürmeli ve metalik tonlara ağırlık vermelisiniz. Metalik yeşil ya da kemik rengi bu yaşlar için en uygun renklerin başında geliyor
40’lı ve 50’li yaşlarBu yaşlar yenilikleri denemek için fazla uygun olmayabilir. Tırnaklarınızı uzun ve oval tutmalısınız. Çok daha genç ve feminen bir görünüm içinse mor ve kırmızı tonlarını tercih edebilirsiniz. Özellikle koyu tonlar ellerinizin çok daha hoş görünmesini sağlayacaktır. Pırıltılı renklerden uzak durmanız gereken bu dönemde, ojelerinizi sürmeden önce bir kat güçlendirici uygulayarak, uzun tırnaklarınızın kırılmasını engelleyebilirsiniz


50'li Yaşlar - Kırmızı coşkusuKısa tırnaklara sürülen koyu kırmızı ojeyi hem gündüz işe giderken, hem de özel bir gece için kullanabilirsiniz. Opi Nail Lacquer oje, William Tell Me About OPI rengi



60'lı Yaşlar - Bordoya geçişEn doğru seçim, Revlon'unki gibi kahve rengi alt tonlara sahip kırmızıdır. Bu yaşlarda metalik renklerden uzak durmanız akıllıca olacaktır. Revlon Nail Enamel oje, Ruby Ribbon rengi

21 Nisan 2014 Pazartesi

BUĞDAY ÇİMİ-KANSERİ ÖLDÜRMEK

Kanseri Öldürmek

Buğday çimi ekin, Buğday şırası için, Kanseri engelleyen besinlerin başında
atalarımızın Orta Asya'da içtikleri Buğday şırası geliyor.
Klasik tedavi yöntemlerini reddeden tüm doktorların ortak iddiası, buğday
çimi yenilmesi ve buğday şırası içilmesi Pakistan'daki Hunzakut
Prensliği'nde kanserden ölüm yok. Ayrıca Hunzakutlular, acı badem ve kayısı
çekirdeğini yiyorlar ve kansere yakalanmıyorlar. Türkiye'de acı badem ve
kayısı tüketilen bölgelerde kanser vakalarının azlığı dikkat çekiyor.


Ödemiş'le Salihli arasında, binbir efsaneye konu olmuş Bozdağ'ın eteklerinde
cennet gölcük kıyısında kanseri yenen, bu zaferi kazandıktan sonra
mücadelesi herkese örnek olsun diyerek bir de kitap yazan Doktor İlhami
Güneral ile sohbetimiz sürüyor.
Önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir.
Bağışıklık sistemini güçlendirmek çok da zor bir şey değildir.

Buğday müthiş bir kanser ilacıdır.
Buğday şırası kanseri önler ve bu önemli bir bitkisel tedavi aracıdır.
Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve
besin maddesi içerir.
Taze olarak kullanılan Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez
daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir
bulunmaktadır.
Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler
içermesidir.
Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan
'laetril' içermektedir.

Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı kanıtlanmıştır.
(Japon Bilim Adamı Nagivara)
Japon Bilim Adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale
getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.
- Buğday çimini evde üretebilir miyiz?
- Evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi
yenebilir, evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri....
- Buğday şırasını herkes üretebilir mi?
- Evet herkes üretebilir.

- İsterseniz tarif edeyim.
Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam
kavanoza konur.
Üzerine 3 bardak su klorlu olmamak şartıyla ilave edilir.

Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir.
Bu ilk su kullanılmaz, dökülür.

Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir.
24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba
aktarılır.

Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise
günde 3 kez şıra alınır.
Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir.

O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir
içecek ortaya çıkar.
- Az önce sözünü ettiğimiz 'laetril' buğday çiminden başka nelerde bulunur?
Çünkü anlaşılıyor ki, 'laetril' kanserin tedavisinde en etkin maddelerden
biri...

Elmanın çekirdeğini de yiyin!
- Evet, Türkiye'de en kolay laetril'e ulaşabileceğimiz yer acı badem ve
kayısı çekirdeğidir.

Ayrıca laetril elma çekirdeğinde de vardır. Elmanın çekirdeği yenilirse çok
da iyi olur. Amerika'daki ilaç sanayinin maşaları bu 'laetril' adlı ilacı
yasaklatmayı başarmışlardır ama Meksika'da satılan 'laetril' bu ülkeden
alınıp kaçak olarak ABD'ye sokulmaktadır.
Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar
alınmaktadır.
'Kanserin Ölümü' adlı kitabında Manner, laetril ile yüzde 90 başarı
kazandığını söylemişti.
- Acı badem ve kayısı çekirdeği de laetril içeriyor öyle mi?
- Evet öyle. Türkiye'de acı badem ve kayısı çekirdeğinin sıkça tüketildiği
yerlerde resmi bir istatistik yok ama kanser vakalarının az olduğuna
inanılıyor. Resmi istatistik yapılan bir ülke var..
Pakistan'a komşu küçük bir prenslik olan Hunzakut'ta şimdiye kadar hiç
kanser olayına rastlanmadı.
Hanzakut'un özelliği temel besinleri kayısı ve kayısı çekirdeği...

- Dünyada bugün kullanılmakta olan kemoterapi ve radyoterapi bağışıklık
sistemini bozduğunu iddia ediyorsunuz alternatif tedavilerin bir
sıralamasını yapsak en öne hangisini koyarsınız?
- Önceliği bağışıklık sistemini güçlendiren tedavilere veririm, daha sonra
biyolojik tedaviler ve bitkisel tedaviler gelir.
Bağışıklık sistemi konusunda Alman doktor Issel'in tüm beden tedavisi bugün
bu ülkedeki 60/70 klinikte başarı ile uygulanmaktadır.

Başarılı bir yöntem: Tüm beden tedavisi
- Tüm beden tedavisi nedir?
- Joseph Issel de bizim gibi kanseri lokal bir hastalık olarak değil, tüm
vücudu ilgilendiren sistemik bir hastalık olarak ele alıyordu.

Ona göre vücutta sürekli olarak kanser hücreleri ürüyor fakat sağlıklı bir
bağışıklık sistemi bu hücreleri hemen tahrip ediyordu.
Issel'in bir diğer tedavi yöntemide, ayda bir olmak üzere, özel olarak
muamele görmüş bir kolibasil aşısı olan Pyrifer ile ateş şoku tedavisi idi.

Bu yöntemle hastadan bir miktar kan alınıyor, bunu ozon oksijen birleşim ile
karıştırarak yeniden hastanın damarından enjekte ediyordu.

Binlerce kanser hastası bu yöntemle iyileşmişti.

Eski Sovyetler'de, şimdiki Rusya'da bu yöntem halen kullanılıyor.



Dr. Serap KIRMIZI
Uludag University
Faculty of Science and Arts
Department of Biology
16059 Gorukle/Bursa TURKEY

14 Nisan 2014 Pazartesi

ZİHNİ ÖZGÜR BIRAKMAK…



George Dantzig anlatıyor: Berkeley’de California Üniversitesi Matematik Bölümü Öğrencisiydim. Her zaman ki gibi sınıfa geç girdim ve tahtadaki iki soruyu ev ödevi sanarak defterime geçirdim. O akşam, soruların üzerinde çalışırken bunun profesörün verdiği en zor ödev olduğunu düşündüm. Her gece, başaramasam da sırasıyla her iki problemin üzerinde saatlerce çalıştım. Birkaç saat sonra beynimde bir şimşek çaktı ve her iki problemi birden çözdüm. Ertesi gün cevapları okula götürdüm.Profesör, masanın üzerine bırakmamı söyledi. Masanın üzerinde kağıttan bir tepe oluşmuştu. Benim kağıdımın bunların arasında kaynayacağını düşünüp bir sıraya üzgünce oturdum. Altı hafta sonra bir Pazar sabahı kapının vurulmasıyla uyandım. Kapıda profesörü görünce dondum kaldım. ‘George! George!’ diye bağırıyordu.’Problemi çözmüşsün’ dedi. ‘Tabiiki’ diye cevap verdim.’Çözmem gerekmiyor muydu?’ diye sordum.
Profesör, tahtaya yazılmış olan o iki problemin ev ödevi olmadığını, dünyanın önde gelen matematikçilerinin şimdiye kadar çözememiş oldukları iki ünlü problem olduğunu açıkladı. Birisi bana onların, iki ünlü çözülememiş iki problem olduğunu söyleseydi, sanırım onları çözmeyi denemezdim bile

9 Nisan 2014 Çarşamba

ALO" NE DEMEK?



"ALO" NE DEMEK? TELEFONU AÇIP ALO DERİZ YA HANİ...


Meğer bir sevgilinin adıymış...


Sevgilinin "tam adı" "Alessandra Lolita Oswaldo"dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden Alexander Graham Bell’in sevgilisiydi. Graham Bell, telefonu icad edince, ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti.
ALO

Atölyesinde, telefonu çalınca, arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Alessandra Lolita Oswaldo" diyordu.

Bell, zamanla sevgilisine adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu "Ale Lol Os" diye karşıladı.

Çalışmaları uzadıkça, Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve ona iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad "ALO" idi.
Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka bir şey düşünmeyen, sevgilisinin bitmez tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Bell’i terk etti.
Bell, sevgilisinin kendisini bir gün arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell’i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında, kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu ALO diyerek açıyor ve herkese artık ALO diyordu.

O günlerde hemen herkes, telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’in anısına saygı olarak ALO demeye başladı.

Bugün tümümüzün kullandığı ALO sözcüğü işte o günlerden uzanmaktadır günümüze...


5 Nisan 2014 Cumartesi

ŞİMDİ DIŞARI ÇIKMA ZAMANI


Havaların yavaş yavaş ısındığı şu günlerde ,sizlere çeşitli piknik yerleri önerileri sunuyorum.İYİ SEYİRLER..