Şimdi gelelim yine Başbakan'a... Başbakan, alkol içeceğinize meyve yiyin
diye bilime son derece aykırı bir ifade kullandı.
*Vallahi ben yıllardır Başbakan'ın söylediği gibi yapıyorum. Hiç içki
içmiyorum ve çok meyve yiyorum. Özellikle de üzüm...
-Ve kendinize zarar veriyorsunuz. Çünkü bütün meyveler hem glikoz hem
fruktoz hem de o ikisinin birlikteliğinden oluşan sakaroz içerir. Unutmayın,
bugün Amerika'da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına
dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.
*Öyleyse ne kadar meyve yiyebiliriz?
-Meyveleri, az, çok ve orta şekerli diye, tabii ki geçişler var ama kabaca
üçe bölmemiz mümkün.
İlkbahar meyveleri, kiraz, vişne, erik, kayısı bir dereceye kadar az şekerli
meyveler arasına giriyor ve başka hiçbir şeker tüketmediyseniz, yani hiç
pasta kek yemediyseniz, çayınıza, kahvenize şeker katmadıysanız, günde 400gram bu meyvelerden yiyebilirsiniz.
Elma, armut, şeftali, portakal mandalina orta şekerli meyveler sınıfına
giriyor.Bunlardan da 300gram yiyebilirsiniz.
Ama yine çayınıza, kahvenize hiç şeker koymamış ,sabah kahvaltıda bal ve
reçel yememiş olmak koşuluyla.
Eğer yediyseniz onları da bu miktardan düşmek gerekir.
İncir, muz ve üzüm gibi çok şekerli meyvelerden ise günde en fazla 200 gram
yiyebilirsiniz. Yani yaklaşık olarak 3-4 incir, bir muz gibi...
*Peki, ya karpuz ve kavun?
-Karpuz az şekerli meyve sınıfına giriyor. Kavun da az şekerli ile orta şekerli arasında...
Ama ben biliyorum ki mesela "Yazın ne yemeli?" diye bir diyetisyene
sorduğunuz zaman,
"Hafif yemeli. Mesela beyaz peynir ve karpuzla öğlen yemeğini geçiştirmeli"
der.
Tebrik ederim, yapmanız gereken en son şey bu.
Çünkü beyaz peynirden aldığınız kolesterolü karpuzdan aldığınız
fruktozla oksitleyerek damar sertliğine yol açmış oluyorsunuz.
Ama buna karşın yağsız bir kuzu şiş yeseniz, yanında da bir bardak şarap
içseniz hiçbir damar sertliği olmaz...
Bu arada, sorunuza gelecek olursam, karpuz bir dilim yenir, ama bir dilim
karpuz yiyen insan görmedim şimdiye kadar.
Hâlbuki en fazla 400 gram, yani bir dilim yenmelidir. Fazlası sağlığa
zararlıdır.
*Yani içki meyveden daha mı ehven-i şer?
-Alkol sınırını Dünya Sağlık Örgütü belirledi.Alkol karaciğer için bir
toksik maddedir.Bu kesin.
Bu toksik madde karaciğerde detoksifiye ediliyor, yani zararlı etkisi
ortadan kaldırılıyor. Ama karaciğerin de bir sınırı var.
Erkekte bu sınır, günde 20 gram alkoldür. Kadında ise yarısıdır; 10 gram.
*Peki, neye tekabül ediyor 20 gram alkol?
-Bir duble rakıya tekabül ediyor günde. Veya 300 ml. biraya (bir şişe), veya
100 ml. şaraba (küçük bir kadeh).
Bu arada kadınlara bu oranların yarısını, mesela yarım kadeh şarap
öneriyoruz.
Özellikle şarap az içildiği takdirde hem damar genişletici etkisinden dolayı
dolaşımı rahatlatır,
hem de antioksidan içeriği açısından kansere,kalp hastalığına ve damar
sertliğine karşı koruyucu etki gösterir.
Bir küçük kadeh şarap içmek, her gün de içilse sağlığa katkı sağlar, zarar
vermez.
Ha, dini açıdan buna yaklaşırsanız, ben din bilimcisi değilim. Ama sarhoş
olmanın yasak olduğunu biliyorum.
Eğer din alkolü kesin bir şekilde yasaklıyor olsaydı, yediğimiz her meyvede
çok az miktarda alkol var, meyveyi de yasaklardı.
*Ama bilim de alkole bir sınır, dolayısıyla bir yasak getiriyor...
-Elbette.
*Peki, neden kadın-erkek ayrımı var?
-Kadının metabolizması farklı. Bunun yüzde 100 şu nedenle olduğu
söylenemiyor. Ama kadınlarda daha düşük orandaki alkolün karaciğerde hasara
sebebiyet verdiği saptanmış durumda. O yüzden Dünya Sağlık Örgütü, üst sınır
olarak erkeğe günde 20 gram alkol önerirken, kadına 10 gram alkol öneriyor.
Yani yarısı kadar...
*Peki, haftanın üç günü birer kadeh içilse?
-Bu soru çok sık soruluyor bana. "Ben 6 gün içmeyeyim ama 7'nci gün dört
duble içeyim" diye... Hayır.
Önerilen dozun her aşıldığı durum ciddi bir darbe vuruyor karaciğere. O
yüzden her gün için ama bu sınırı dikkate alın.
HER GÜN YARIM KADEH KIRMIZI ŞARAP FAYDALI
*Ben hiç içmiyorum...
-Bence her gün yarım kadeh kırmızı şarap sağlığınıza olumlu etki sağlar.
Rahatlatır, sonra antioksidan kaynağı olarak çok önemlidir.
Alkolün sınırlarını bilip o sınırlara özen gösterirseniz, şaraptan veya
rakıdan korkmanız gerekmiyor. Ama sınırınızı bileceksiniz.
*Peki, içkinin fazlası ne yapıyor vücuda?
-Bir kere kalorisi yüksek olduğu için kilo fazlalığı yapar.Yani bütün o
şişmanlığın getirdiği olumsuzlukları yanında taşır ama her şeyden önce
karaciğeri zehirler ve karaciğer yetersizliğine neden olur. Tıpta, matematik
gibi eşittir işareti hiç yoktur.
Yani "Sen şunu yaparsan şu olursun!" Siz doğada bir ağacın üzerinde tıpkı
iki yaprak gördünüz mü? Hep bir biyolojik değişim vardır.
Ama çok ender olarak eşittir işareti vardır tıpta da. O da alkolü fazla
tüketirsen karaciğer yetersizliği gelişir. İki artı iki eşittir dört gibi.
ARKADAŞLARIMA SİZ DE KATILIN
6 Nisan 2012 Cuma
5 Nisan 2012 Perşembe
SİZİ KADIN, BENİ ERKEK YAPAN KOLESTEROLDÜR-2
*Bu trigliseritin önemi ne peki?
-Kolesterol masum bir maddedir. Ve bütün hormonlarımızın hammaddesidir. Sizi
kadın, beni erkek yapan kolesteroldür.
Kolesterol olmazsa hormonlarımız olmaz.
Nitekim sıfır beden mankenlerimizin kolesterol almadıkları için hormonları
çok azalır ve adetten kesilirler.
Ve maalesef tamamen sağlıklarını kaybederler. Anne sütü o yüzden
kolesterolden zengindir. Doğa kendi kendine zarar vermez.
Çocuğun kolesterole ihtiyacı var ki, anne sütünde de kolesterol var.
Ama eğer siz kolesterolün oksitlenmesine yol açarsanız o zaman damar
sertliği olur.
Dolayısıyla kolesterolün kendisi zararlı değil, oksitlenmiş kolesterol
zararlı.
Kolesterolü oksitleyen dört madde var.
Bunlardan biri de fruktoz. Dediğim gibi sihirli sınır da 15 gram fruktoz.
Diyelim ki biz bir restorana gittik ve Sayın Başbakan'ın önerdiği gibi
bonfilenin yanında bir bardak şarap içmedik, sağlıklı olalım dedik, o yüzden
bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik.
Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 60 gram şeker, 30 gram fruktoz
vardır.
Bu miktar ise 15 gram sınırını aşıyor.
Dolayısıyla yemekte bonfileden aldığımız kolesterol meyve suyundan veya
meyveden aldığımız fruktozun fazlasının karaciğerde trigliserite dönüşmesi
sonucu oksitlenerek damar sertliğine yol açıyor.
Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap antioksidandır. Özellikle kırmızı
şarap. Beyaz şarap beyaz üzümden, kırmızı şarap kırmızı üzümden yapılır diye
bir ayrım yoktur. Kırmızı şarabın önemi, üzümün kabuklarıyla birlikte
ezilip mayalanmasından gelir. O yüzden beyaz şaraptan daha değerlidir.
Çünkü üzümün kabuğunda antioksidan bir sürü madde vardır ve bu
antioksidanlar da damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur.
YEMENİZ GEREKEN EN SON ŞEY BEYAZ PEYNİRLE KARPUZ
*Çoğu beslenme uzmanı meyve ve sebze serbest diyor...
-Bir kere meyve ve sebze aynı satıra yazılmayı hak etmiyor.
Meyveden almak istediğimiz tüm antioksidanlar, vitaminler ve mineraller
sebzede de var. Hâlbuki meyvede, sebzeden farklı olarak oksitleyici şeker
mevcut.
Burada Taş Devri Diyeti önerenlere bir hatırlatmamız olmalı.
O dönemki meyvelerin şeker içeriği bugünkü meyvelerden üç kat daha
azdı.Kültür bahçeciliği ile biz meyveleri giderek şekerlendirdik.
Yani 10 bin sene önce elmanın şeker içeriği bugünkü domatesin şeker içeriği
kadardı.
Biz aslında meyveleri sağlığımıza zarar verecek hale getirdik.
O yüzden Taş Devri Diyeti'nde "İstediğiniz kadar meyve yiyin" deniyor. Ama
hayır meyve sakıncalı.
İçindeki fruktoz oranı yüzünden sakıncalı.
4 Nisan 2012 Çarşamba
OTOMATİK VİTESLİ ARABA NASIL KULLANILIR?
OPEL CORSANIN İÇİ
- Otomatik şanzımanlı araçta en iyi performansı elde etmek ve masraf çıkarmamak için öneriler şöyle:
- Gaz pedalına basılıyken vites kolu P (park) ve N (boş) konumundan başka bir konuma getirilmemeli.
- Araç hareket halindeyken P konumuna alınmamalı. Aksi takdirde ciddi hasarlar ortaya çıkabilir.
- Geri vites (R) konumuna geçmeden önce aracın tamamen durması beklenmeli.
- Yokuş aşağı inişlerde araç kesinlikle boşa yani N konumuna alınmamalı.
- Otomatik şanzımanlı araçlarda motor çalışmadığında kesinlikle vurdurmak olarak bilinen uygulama yapılmamalı.
- Otomatik şanzıman yağ değişimi zamanlarına mutlaka uyulmalı. Aksi taktirde yağ bozulur ve bozulan yağ şanzımanın performansında düşüşe ve arızalara neden olur.
- L konumundaki sürüşlerde 50 Km’nin üstündeki hızlara çıkılmamalı.
OTOMATİK VİTESLİ ARAÇ KULLANMA. TEMEL DİREKSİYON EĞİTİM NOTLARI
1 – HAZIRLIK
2 – KALKIŞ YAPMAK
3 – SÜRÜŞ ESNASINDA YAPILMASI GEREKENLER
4 – GERİ GİTMEK. GERİ MANEVRA YAPMA KURALLARI
5 – ( U ) DÜNÜŞÜ YAPMAK
6 – DURMAK. DURMA KURALLARI
7 – ARACI EMNİYETE ALMA VE ARACI TERK ETMEDEN ÖNCE YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER
1 – HAZIRLIK
Araca ilk bindiğinizde yapmanız gereken işlemler.
1 - Aracın kapısını sol elinizle açıp, sağ ayağınızla araca bininiz.
2 - Önce, oturduğununuz koltuğu ayarlayınız. Koltuğu ayarlamak için;
A - Sol elinizle koltuk ayar mandalını tutup yukarı doğru çekiniz.
B - Sağ elinizle de direksiyondan yardım alarak koltuğu ileri-geri hareket ettirmek suretiyle, koltuğunuzu aracı rahatlıkla kullanabileceğiniz bir konuma getiriniz. Ayar mandalını bırakınız.
3 - Aracın dikiz aynalarını ayarlayınız. Sağ elinizle iç dikiz aynasını, sol elinizle de sol dikiz aynasını, arkadan gelen araçları ve yolu iyice görebileceğiniz şekilde ayarlayınız.
4 - Emniyet kemerini takınız.
5 -Aracı çalıştırmak için vitesi ( P ) pozisyonuna alınız. ( P ) ve ( N ) pozisyonu dışında aracınız çalışmaz. Sağ ayağınızla fren pedalına basınız. Otomatik vitesli araçlarda ilk çalıştırma esnasında gaz pedalına basıp, bir miktar gaz vermenize gerek yoktur.
DİKKAT :Aracın vitesi, çalıştırma esnasında kesinlikle ( P ) pozisyonunda olmalıdır.
6 - Aracı çalıştırmak için kontak anahtarını saat dönüş yönünde çeviriniz, gösterge lambaları yanacaktır.
A - Daha sonra aynı yönde anahtarı çevirince marşa basılır. Marşa basınız. Aracın motoru çalışsın yada çalışmasın 2-3 saniyeden fazla marşa basılı tutmayınız. Araç çalışmaz ise işlemi yeniden tekrarlayınız.
2 – KALKIŞ YAPMAK
Yukarıdaki işlemleri yerine getirdikten sonra
1 - Kalkış için sola sinyal veriniz.
2 – Sağ ayağınızla frene basınız. Vitesi ( D ) pozisyonuna getiriniz. Not : Eğer, vites kolunu ( P ) pozisyonundan çıkaramıyorsanız. Vites kolu ( P ) pozisyonundayken Freni bırakıp tekrar basınız.
3 - Elfrenini indiriniz. Bu durumda sağ ayağınız fren pedalına basılı olmalıdır. Aynalardan yolu kontrol edin yol boş ve uygun ise kalkışınızı yapınız.
Kalkış yapmak için,
4 - Fren pedalını yumuşak bir şekilde bırakınız. Sağ ayağınızla gerktiği kadar gaz veriniz. İlk kalkışta fazla gaz vermeyiniz. Araç ilerledikçe, gazı duruma göre artıra bilirsiniz.
5 - Kalkıştan sonra yolun sağından sürüşünüze devam ediniz.
6 – Yolun durumuna ve sizin gidişinize göre, vitesler otomatik olarak değişecektir. Sizin vitesle ilgili olarak yapmanız gereken her hangi bir şey yoktur. Dikkatinizi trafiğe odaklayınız
3 – SÜRÜŞ ESNASINDA YAPILMASI GEREKENLER
1 - Trafik kurallarına uyunuz.
2 -Aynalardan yolu kontrol ediniz,dönüş sinyallerini veriniz.
3 -Trafiği tehlikeye düşürecek gereksiz ikaz ve işaretler yapmayınız.
4 -Gerektiğinde gazı artırın veya azaltınız. Akan trafikte, trafiğin hızına uygun araç kullanmanız gerektiğini unutmayınız. Ayrıca hızınıza uygun şerit seçiniz.
5 - Zorunlu haller ( Sollama vb. ) dışında yolun sağından sürüşünüze devam ediniz.
4 – GERİ GİTMEK. GERİ MANEVRA YAPMA KURALLARI
1 -Araçla geri gidilirken sağ sinyal lambası yakılır.
2 – Fren pedalına basınız. Aracınızın tam olarak hareketsiz kaldığından emin olduktan sonra, vites kolunu ( R ) pozisyonuna getiriniz. Bu durumda geri vites lambaları yanar.
3 - Sol eliniz ile direksiyonu üstten tutunuz, arkaya bakmak için sağ taraftan yalnızca başınızı çevirerek değil vücudunuzla beraber geriye doğru dönünüz. Geri gitmek için freni bırakınız.
4 – Gerekiyorsa çok az gaz verin.
5 - Geri gidişinizi, aracın sağ arka köşesine bakarak , sağ bankete paralel bir şekilde gazı çok az kullanarak tamamlayınız.
6 - Araç durmadan kesinlikle öne bakmayınız. Araç tam olarak durduktan 1 - 2 saniye sonra öne dönünüz ve aracın vitesini ( N ) pozisyonuna alınız.
5 – ( U ) DÜNÜŞÜ YAPMAK
1 - U dönüşü, vites ( D ) pozisyonundayken sola doğru yapılır.
2 - Aracınızı U dönüşü yapacağınız yolun sağ tarafına iyice yanaştırınız.Yolu kontrol ediniz, direksiyonu tam sol yapınız ve freni bırakarak dönüşe başlayınız. Dönüşün yarısına geldiğiniz de gaz kesin ve direksiyonu toplamaya başlayıp dönüşünüzü tamamlayınız. Yolun durumuna göre, yolunuza devam ediniz.
6 – DURMAK. DURMA KURALLARI
1 - Durmak istediğiniz yere 15-20 metre mesafe kala sağ sinyalinizi veriniz. Şehirler arası yollarda durmak istenilen yere en az 150 - 200 metre mesafe kala sağ sinyal verilmelidir.
2 – Aynalardan ( Özellikle iç dikiz aynasından ) aracın arkasını kontrol edip, trafiği aksatmayacak bir şekilde yolun sağına bankete, kaldırma veya bordür taşlarına paralel olarak iyice yanaşınız.
3 - Frene yumuşak bir şekilde basarak aracı durdurun. Araç tam durana kadar iki elinizi direksiyondan bırakmayınız.
4 - Aracın vites kolunu ( N ) pozisyonuna alınız. Bu durumda freni bırakmayınız. Eğer, uzun süreli durulacaksa, el frenini çekip vites kolunu ( P ) pozisyonuna almak gerekir.
7 – ARACI EMNİYETE ALMA VE ARACI TERK ETMEDEN ÖNCE YAPILMASI GEREKEN İŞLEMLER
1- Ayağınız fren pedalına basılı durumdayken, vites kolunu ( D ) pozisyonundan ( N ) pozisyonuna getiriniz. Vites kolu ( N ) pozisyonundayken el frenini, el freni bırakma düğmesine basmadan çekiniz.
2- Daha sonra,vites kolunu ( P ) pozisyonuna getiriniz. Fren pedalını bırakmadan, kontak anahtarını, açış yönünün tersi istikametine çevirip, aracınızı stop ettiriniz.
3- En son fren pedalını bırakıp. Emniyet kemerinizi çıkarınız.
4- Havanın veya aracın durumuna göre farları, silecekleri, camları, radyo v.s açıksa kapatınız.
5- Sağ elinizle aracın kapısını açıp, aralayınız. Aradan, aracın arkasından gelen başka araç veya kapının açılmasından kaynaklanabilecek bir tehlikenin olup olmadığını kontrol ediniz. Sonra kapıyı açın ve araçtan inin, kapıyı kapatın. Aracınız ve kendi güvenliğiniz için, araçtan ayrılmadan önce mutlaka kapıları kilitleyiniz.
OTOMATİK VİTESLER
( P ) : Park. Bu pozisyonda şanzıman kilitilidir. Kullanım yeri : Park halinde dururken, uzun süreli beklemelerde, aracı ilk çalıştırmalarda kullanılır.
( R ) : Geri vites. Geri gitmek için kullanılır.
( N ) : Boş. Manuel araçlarda ki vites boşta pozisyonuyla aynıdır. Duraklamalarda kullanıla bilir. Araç hareket halindeyken bu pozisyona alınmamalıdır. Yetersiz yağlamadan dolayı şanzıman hasarlanır.
( D ) : Sürüş. İleri gitmek için kullanılan vitestir. Bu pozisyonda aracın hızına göre otomatik olarak vitesler değişir.
( D4 ) : Sürüş. ( D ) pozisyonuyla aynıdır. İleri gitmek için kullanılan vitestir. Bu pozisyonda aracın hızına göre otomatik olarak vitesler değişir.
( D3 veya 3 ) : Sürüş. İleri gitmek için kullanılan vitestir. Bu pozisyonda aracın hızı max.100 km. ye kadar kullanılmalıdır. Şehiriçi kullanım bu pozisyonda olabilir.
( 2 ) : Sürüş. İleri gitmek için kullanılan vitestir. Bu pozisyonda aracın hızı max.60 km. ye kadar kullanılmalıdır. Bu km. ye kadar düşük hızlarda kullanım bu pozisyonda olabilir. Şanzımanın bu pozisyonda geri kayma kilidi vardır. Dik yokuşlarda geri kaymayı önler.
( 1 ) : Sürüş. İleri gitmek için kullanılan vitestir. Bu pozisyonda aracın hızı max.30 km. ye kadar kullanılmalıdır. Bu km. ye kadar düşük hızlarda kullanım bu pozisyonda olabilir. Şanzımanın bu pozisyonda geri kayma kilidi vardır. Dik yokuşlarda geri kaymayı önler.
( L ) : Sürüş. İleri gitmek için kullanılan vitestir. Bu pozisyonda aracın hızı max.30 km. ye kadar kullanılmalıdır. Bu km. ye kadar düşük hızlarda kullanım bu pozisyonda olabilir. Şanzımanın bu pozisyonda geri kayma kilidi vardır. Dik yokuşlarda geri kaymayı önler.
( S veya O ) : Speed, Overdirive. Hızlı kullanım veya Spor kullanım. Bu butonlar devredeyken aracın normal vites değiştirme, devir aralığı yükselir. Hızlanma ve akselerasyon artar. Yakıt sarfiyatı maksimuma çıkar.
( KAR BUTONU ) Kaymayı önleme. Aracın devirsiz kalkmasını sağlar. Karlı, buzlu, yağmurlu ve kaygan zeminde kalkış için kullanılır.
MEYVA YERKEN AMAN DİKKAT -1
Mine Şenocaklı, Türk Tabipler Birliği Tarım, Gıda ve Beslenme Komisyonu
Başkanı Prof. Kenan Demirkol ile konuştu:
*İçki şişede durduğu gibi durmaz, bunu içen de bilir, içmeyen de... İşte bu
yüzden üzüm rakıdan tehlikeli.
Çünkü kimse bilmez ki üzüm de salkımda durduğu gibi durmaz, biraz fazla
kaçırdınız mı; sağlığınızı bozar,
Mesela damar sertliğine yol açar. Ben de bilmiyordum, Başbakan sayesinde
öğrendim! "Rakı içmeyin, üzüm yiyin" deyince, bir bilene danıştım. Prof.
Dr. Kenan Demirkol anlattıkça anladım ki, meyvenin de fazlası içindeki
fruktoz yüzünden en az alkolün fazlası kadar zararlı!
-Diyelim ki bir restorana gittik ve Başbakan'ın önerdiği gibi bonfilenin
yanında bir kadeh şarap yerine, bir bardak taze sıkılmış portakal suyu
içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 30 gram fruktoz, yani
meyve şekeri var. 15 gramdan fazla alınan fruktoz ise, trigliserite, yani
yağa dönüşür. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de
vücudumuzun yağlanmasına yol açar.
Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap damar sertliğine ve kansere karşı
koruyucudur.
"Vücudumuz için zararlı üç beyazdan, yani un, tuz ve şekerden en zararlısı
şekerdir.
Sanıldığı gibi kolesterol değil, şekerdir damar sertliğine sebep olan
meyvelerin içinde ise bol miktarda şeker var, hele ki üzümde en çok."
DEMİRKOL ÖZELLİKLE UYARIYOR
-Diyetisyenlerin önerdiği gibi bol bol meyve yemek, yarardan çok zarar
getirir. Siz siz olun, alkolü de ölçülü alın,
Meyveyi de ölçülü yiyin. Salkım salkım üzüm yemektense bir küçük kadeh
kırmızı şarap içmek sağlığa daha yararlıdır!"
Mesele aslında bildiğimiz, ama hep unuttuğumuz gibi, her şeyin çoğu zarar,
azı karar.
Günde bir kadeh şarap yerine bir şişe devirirseniz alkol de zarar. Tıpkı bir
salkım yerine bir kilo üzümü gövdeye indirmek gibi.
Sağlıklı kilo vermede spor asla yeterli olmaz. Bugün şişmanlık, kaloriye
dayandırılıyor. Oysa kalori hesabı fiziksel bir özellik.
Gıdaların kimyasal özellikleri de var. Siz sadece kaloriye baktığınız zaman
o kimyasal özellikleri tümden yok sayıyorsunuz.
Mesela bizim bugünkü konumuz da olan şeker kendi başına eklem kıkırdağını
eriterek dizde kireçlenmeye yol açıyor ve o kadar yaygın ki bu hastalık!
Diz protezi, kalça protezi yapılmasının başlıca nedeni şeker.
Damarları tıkayan da sanılanın aksine kolesterol değil, şeker.
*Yani şeker sadece kalorisi ve şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor,
doğrudan kimyasal yapısıyla da tehlikeli.
-"Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" demek çok
yanlış. Kesinlikle.
*Peki ne kadar şeker kullanabiliriz?
-Günde 8 kesme şeker hakkınız var. Başka hiçbir meyve ya da bal, reçel
yememişseniz tabii.
*Ben sabahları bir tatlı kaşığı bal yiyorum...
-O zaman 6'ya iniyor şeker hakkınız. Bal ağırlıklı olarak fruktoz içerdiği
için, yiyeceğiniz meyveyi de üçte bir oranında düşürmeniz gerekir.
Peki, hangisi daha zararlı? Tuz mu, şeker mi? Kesinlikle şeker.
*Tuz için de "Günde en fazla 6 gram alın" deniyor...
-Tuz konusunda yeni çalışmalar var, bugüne kadar yapılan kısıtlamaların çok
da doğru olmadığını gösteren...
Mesela siz tuzu terle vücuttan atabiliyorsunuz ama şekeri atamıyorsunuz.
Şeker direkt olarak size popo ve karın yağı olarak geri dönüyor.
Oralarda depolanan yağın ise getirdiği bir sürü olumsuzluk var. Kalp
hastalığı, damar sertliği gibi...
ÇOK MEYVE YİYEN MÜTHİŞ BİR ERKEK GÖRDÜNÜZ MÜ?
*İyi ama bazı dönemlerde tatlı yeme ihtiyacı artıyor insanın. O zaman ne
yapacağız?
-Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman,
vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan
insülini hazır bekletir.
Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen kişinin açlık kan
insülin düzeyi yükselir.
Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri
düştüğü zaman,
"Eyvah kan şekeri düşüyor" sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide
özsuyunu salgılatarak, size açlık hissettirerek...
O yüzden de siz aşerirsiniz. "Reçel kavanozu nerede?" diye aranmaya
başlarsınız.
Hâlbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir diye bakıldığında
açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görüldü.
*Yani uzun yaşamanın temelinde şeker yememek yatıyor...
-Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun
yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltere'ye ait istatistikler var elimizde.
Kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5
gram! Yani yaklaşık 1 kesme şekeri kadar.
Kesme şekeri 4 gram gerçi ama... Demek ki, şeker bir ihtiyaç değil. Tam
tersi, sonradan tamamen alışkanlık olarak soframıza girmiş.
1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış ve Almanya'da
ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş.
Sonra bütün Avrupa'da ard arda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına
gelindiğinde İngiltere'de kişi başına şeker tüketimi,
115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat artmış ve 6 kiloya çıkmış.Bugün Orta
Avrupa'da yıllık kişi başına şeker tüketimi bir kişinin kendi beden
ağırlığından fazla; tam 70 kilo!
Ve 1815'ten günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp
hastalığı, inme, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi
bire bir örtüşüyor.
Merak ettim, siz şeker kullanıyor musunuz?
-Hiç. 38 senedir ne çayıma ne kahveme şeker koyuyorum. Onun dışında tatlı
hiç yemiyorum.
*Ama hep denir ki şeker, yani glikoz beyin hücrelerini çalıştırır...
-Doğru, çok iyi hatırlattınız. Eritrositin, omurilik ve beyin hücrelerinin
enerji kaynağı glikozdur.
Ama şeker yiyerek daha akıllı olmuş bir insan gördünüz mü siz?
Çünkü vücut gereksinim duyduğu o glikozu yağdan da, proteinden de kendisi
üretmeyi becerebiliyor.
Mesela spermin enerji kaynağı fruktozdur. Peki, siz hiç çok meyve yiyen
müthiş bir erkek gördünüz mü?
Göremezsiniz, çünkü testis hücresi spermin ihtiyaç duyduğu fruktozu kendisi
üretir. Fruktoz çok dikkatli alınmalıdır.
Çünkü şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker, yani
bilimsel adıyla 'sakaroz'
(bir yapay tatlandırıcı olan sakarinle karıştırılmamalı) iki ayrı molekülden
oluşan bir birleşik moleküldür.
Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan
şekerimizin de adıdır.
Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı
olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar
Nasıl?
-Eğer çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin
salgılanır.
İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye
dönüştürür.Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az
enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık
olacaktır.
Bu fazla şeker, insülin aracılığıyla ya kas ve karaciğerdeki şeker
depolarına götürülecek,ki vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır ve
orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü, ya da insülin bu şekeri
alacak ve yağa dönüştürecektir. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun
değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacaktır.
Ama insülin salgılanırken bir de leptin denilen tokluk hormonu salgılanır.
Dolayısıyla belli bir miktar glikoz yedikten sonra vücut "Pes" diyor, "Artık
yeme!" Doyuruyor sizi.
Yani hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için
daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş oluyor.
Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz ise; insülin salgılatmadığı için tokluk
hissi de yaratmaz.
Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. İşte bu çok tehlikeli. Fruktozun günde
15 gram kadarı vücudumuzda değişik kimyasal süreçlerde kullanılabiliyor.
Eğer bundan fazla fruktoz alınırsa karaciğerde trigliserite dönüşür.
Trigliserit kan yağıdır.
Hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun
yağlanmasına yol açar.
Amerika'da son 30-35 yıldır ortaya çıkan obezite salgını, meşrubatların,
bisküvilerin, dondurmanın ya da diğer tatlıların mısır şurubuyla, yani
fruktoz ağırlıklı üretilmiş olmasına bağlanıyor. Çok şükür biz de
Amerikanlaştık!
Çünkü bizde de mısırdan tatlandırıcı üreten 5 fabrika var.Baklava şerbeti
bile artık mısır şurubundan üretiliyor...
Böylece eskiden baklavayla şişmanlamamızdan daha fazla şişmanlamamız
sağlanmış oldu.
*Ama meyvedeki fruktoz doğal?
-Doğal sözcüğüne bayılıyorum. Akrep zehiri de doğal, bir porsiyon ister
misiniz? İster dondurmadan ister elmadan alın, fruktoz fruktozdur.
15 gramdan fazlası alındığında yağa dönüşür, kolesterolü oksitleyerek damar
sertliğine yol açar.
Ama yine de meyvenin meyve suyuna üstünlüğü var.
Meyve suyunda hiç posa bulunmadığından, fruktoz tümüyle emilirken, meyvedeki
posa fruktozun hiç değilse bir bölümünün emilmesini engellemektedir.
Ama posa da meyveyi tümüyle masumlaştırmamaktadır.
Yani siz fazla meyve yiyerek kendinize iyilik ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ama
bir avuç trigliserit elde ediyorsunuz.
Başkanı Prof. Kenan Demirkol ile konuştu:
*İçki şişede durduğu gibi durmaz, bunu içen de bilir, içmeyen de... İşte bu
yüzden üzüm rakıdan tehlikeli.
Çünkü kimse bilmez ki üzüm de salkımda durduğu gibi durmaz, biraz fazla
kaçırdınız mı; sağlığınızı bozar,
Mesela damar sertliğine yol açar. Ben de bilmiyordum, Başbakan sayesinde
öğrendim! "Rakı içmeyin, üzüm yiyin" deyince, bir bilene danıştım. Prof.
Dr. Kenan Demirkol anlattıkça anladım ki, meyvenin de fazlası içindeki
fruktoz yüzünden en az alkolün fazlası kadar zararlı!
-Diyelim ki bir restorana gittik ve Başbakan'ın önerdiği gibi bonfilenin
yanında bir kadeh şarap yerine, bir bardak taze sıkılmış portakal suyu
içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 30 gram fruktoz, yani
meyve şekeri var. 15 gramdan fazla alınan fruktoz ise, trigliserite, yani
yağa dönüşür. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de
vücudumuzun yağlanmasına yol açar.
Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap damar sertliğine ve kansere karşı
koruyucudur.
"Vücudumuz için zararlı üç beyazdan, yani un, tuz ve şekerden en zararlısı
şekerdir.
Sanıldığı gibi kolesterol değil, şekerdir damar sertliğine sebep olan
meyvelerin içinde ise bol miktarda şeker var, hele ki üzümde en çok."
DEMİRKOL ÖZELLİKLE UYARIYOR
-Diyetisyenlerin önerdiği gibi bol bol meyve yemek, yarardan çok zarar
getirir. Siz siz olun, alkolü de ölçülü alın,
Meyveyi de ölçülü yiyin. Salkım salkım üzüm yemektense bir küçük kadeh
kırmızı şarap içmek sağlığa daha yararlıdır!"
Mesele aslında bildiğimiz, ama hep unuttuğumuz gibi, her şeyin çoğu zarar,
azı karar.
Günde bir kadeh şarap yerine bir şişe devirirseniz alkol de zarar. Tıpkı bir
salkım yerine bir kilo üzümü gövdeye indirmek gibi.
Sağlıklı kilo vermede spor asla yeterli olmaz. Bugün şişmanlık, kaloriye
dayandırılıyor. Oysa kalori hesabı fiziksel bir özellik.
Gıdaların kimyasal özellikleri de var. Siz sadece kaloriye baktığınız zaman
o kimyasal özellikleri tümden yok sayıyorsunuz.
Mesela bizim bugünkü konumuz da olan şeker kendi başına eklem kıkırdağını
eriterek dizde kireçlenmeye yol açıyor ve o kadar yaygın ki bu hastalık!
Diz protezi, kalça protezi yapılmasının başlıca nedeni şeker.
Damarları tıkayan da sanılanın aksine kolesterol değil, şeker.
*Yani şeker sadece kalorisi ve şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor,
doğrudan kimyasal yapısıyla da tehlikeli.
-"Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" demek çok
yanlış. Kesinlikle.
*Peki ne kadar şeker kullanabiliriz?
-Günde 8 kesme şeker hakkınız var. Başka hiçbir meyve ya da bal, reçel
yememişseniz tabii.
*Ben sabahları bir tatlı kaşığı bal yiyorum...
-O zaman 6'ya iniyor şeker hakkınız. Bal ağırlıklı olarak fruktoz içerdiği
için, yiyeceğiniz meyveyi de üçte bir oranında düşürmeniz gerekir.
Peki, hangisi daha zararlı? Tuz mu, şeker mi? Kesinlikle şeker.
*Tuz için de "Günde en fazla 6 gram alın" deniyor...
-Tuz konusunda yeni çalışmalar var, bugüne kadar yapılan kısıtlamaların çok
da doğru olmadığını gösteren...
Mesela siz tuzu terle vücuttan atabiliyorsunuz ama şekeri atamıyorsunuz.
Şeker direkt olarak size popo ve karın yağı olarak geri dönüyor.
Oralarda depolanan yağın ise getirdiği bir sürü olumsuzluk var. Kalp
hastalığı, damar sertliği gibi...
ÇOK MEYVE YİYEN MÜTHİŞ BİR ERKEK GÖRDÜNÜZ MÜ?
*İyi ama bazı dönemlerde tatlı yeme ihtiyacı artıyor insanın. O zaman ne
yapacağız?
-Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman,
vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan
insülini hazır bekletir.
Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen kişinin açlık kan
insülin düzeyi yükselir.
Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri
düştüğü zaman,
"Eyvah kan şekeri düşüyor" sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide
özsuyunu salgılatarak, size açlık hissettirerek...
O yüzden de siz aşerirsiniz. "Reçel kavanozu nerede?" diye aranmaya
başlarsınız.
Hâlbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir diye bakıldığında
açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görüldü.
*Yani uzun yaşamanın temelinde şeker yememek yatıyor...
-Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun
yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltere'ye ait istatistikler var elimizde.
Kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5
gram! Yani yaklaşık 1 kesme şekeri kadar.
Kesme şekeri 4 gram gerçi ama... Demek ki, şeker bir ihtiyaç değil. Tam
tersi, sonradan tamamen alışkanlık olarak soframıza girmiş.
1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış ve Almanya'da
ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş.
Sonra bütün Avrupa'da ard arda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına
gelindiğinde İngiltere'de kişi başına şeker tüketimi,
115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat artmış ve 6 kiloya çıkmış.Bugün Orta
Avrupa'da yıllık kişi başına şeker tüketimi bir kişinin kendi beden
ağırlığından fazla; tam 70 kilo!
Ve 1815'ten günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp
hastalığı, inme, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi
bire bir örtüşüyor.
Merak ettim, siz şeker kullanıyor musunuz?
-Hiç. 38 senedir ne çayıma ne kahveme şeker koyuyorum. Onun dışında tatlı
hiç yemiyorum.
*Ama hep denir ki şeker, yani glikoz beyin hücrelerini çalıştırır...
-Doğru, çok iyi hatırlattınız. Eritrositin, omurilik ve beyin hücrelerinin
enerji kaynağı glikozdur.
Ama şeker yiyerek daha akıllı olmuş bir insan gördünüz mü siz?
Çünkü vücut gereksinim duyduğu o glikozu yağdan da, proteinden de kendisi
üretmeyi becerebiliyor.
Mesela spermin enerji kaynağı fruktozdur. Peki, siz hiç çok meyve yiyen
müthiş bir erkek gördünüz mü?
Göremezsiniz, çünkü testis hücresi spermin ihtiyaç duyduğu fruktozu kendisi
üretir. Fruktoz çok dikkatli alınmalıdır.
Çünkü şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker, yani
bilimsel adıyla 'sakaroz'
(bir yapay tatlandırıcı olan sakarinle karıştırılmamalı) iki ayrı molekülden
oluşan bir birleşik moleküldür.
Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan
şekerimizin de adıdır.
Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı
olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar
Nasıl?
-Eğer çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin
salgılanır.
İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye
dönüştürür.Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az
enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık
olacaktır.
Bu fazla şeker, insülin aracılığıyla ya kas ve karaciğerdeki şeker
depolarına götürülecek,ki vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır ve
orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü, ya da insülin bu şekeri
alacak ve yağa dönüştürecektir. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun
değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacaktır.
Ama insülin salgılanırken bir de leptin denilen tokluk hormonu salgılanır.
Dolayısıyla belli bir miktar glikoz yedikten sonra vücut "Pes" diyor, "Artık
yeme!" Doyuruyor sizi.
Yani hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için
daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş oluyor.
Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz ise; insülin salgılatmadığı için tokluk
hissi de yaratmaz.
Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. İşte bu çok tehlikeli. Fruktozun günde
15 gram kadarı vücudumuzda değişik kimyasal süreçlerde kullanılabiliyor.
Eğer bundan fazla fruktoz alınırsa karaciğerde trigliserite dönüşür.
Trigliserit kan yağıdır.
Hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun
yağlanmasına yol açar.
Amerika'da son 30-35 yıldır ortaya çıkan obezite salgını, meşrubatların,
bisküvilerin, dondurmanın ya da diğer tatlıların mısır şurubuyla, yani
fruktoz ağırlıklı üretilmiş olmasına bağlanıyor. Çok şükür biz de
Amerikanlaştık!
Çünkü bizde de mısırdan tatlandırıcı üreten 5 fabrika var.Baklava şerbeti
bile artık mısır şurubundan üretiliyor...
Böylece eskiden baklavayla şişmanlamamızdan daha fazla şişmanlamamız
sağlanmış oldu.
*Ama meyvedeki fruktoz doğal?
-Doğal sözcüğüne bayılıyorum. Akrep zehiri de doğal, bir porsiyon ister
misiniz? İster dondurmadan ister elmadan alın, fruktoz fruktozdur.
15 gramdan fazlası alındığında yağa dönüşür, kolesterolü oksitleyerek damar
sertliğine yol açar.
Ama yine de meyvenin meyve suyuna üstünlüğü var.
Meyve suyunda hiç posa bulunmadığından, fruktoz tümüyle emilirken, meyvedeki
posa fruktozun hiç değilse bir bölümünün emilmesini engellemektedir.
Ama posa da meyveyi tümüyle masumlaştırmamaktadır.
Yani siz fazla meyve yiyerek kendinize iyilik ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ama
bir avuç trigliserit elde ediyorsunuz.
2 Nisan 2012 Pazartesi
1 Nisan 2012 Pazar
Su içiminin doğru zamanlaması
Su içiminin doğru zamanlaması...çok önemli Correct timing to take water....very important Su içiminin doğru zamanlaması bedenimizin etkinliğini en üst düzeye çıkarır -Correct timing to take water will maximize its effectiveness to Human body. |
1 bardak su-One (01) glass of water - yemeklerden 30 dakika önce-30 minutes before meal - sindirime yardımcı olur-Help digestion
1 bardak su-One (01) glass of water - banyodan önce -Before taking a bath - tansiyona yardımcı olur-Helps lower blood pressure
1 bardak su-One (01) glass of water - uykudan önce-Before sleep - kalp krizinden , inmeden korunmak için-To avoid stroke or heart attack
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















